Tülay’ın Atkısı

Hristo Amca’ya Veda

Her defasinda olduğu gibi bu sefer de Hristo Amca‘nın yanına uğradım. Ancak bu kez kapıyı açan olmadı ne yazık ki. Güzel yürekli, hoş sohbet ve çalışkan Hristo Amca göçüp gitmiş gerçekten de aramızdan. Oysa bugün kapısını çalarken, duyduklarım belki de asılsızdır diye umutlanmıştım. En son onu gördüğümde uzun uzun kendinden ve ailesinden, Samatya’daki çocukluğundan, gençlik yıllarından ve Yunanistan’a göç edişinden bahsetmişti. O kadar fotoğrafını çektim de nasıl oldu onu kameraya kaydetmedim diye üzülüyorum. O zarif İstanbul Türkçesini kendi pamuk sesinden duymaya devam edebilseydim keşke…
Yeni bir yılı Hristo Amca’nın acı kaybını öğrenerek karşılıyorum. Umarım ruhu huzur içindedir…

No Comments »

Üşüyen Bıyıklar

Kışın en soğuk günleri kapımızı çalmaya başladı bile. Elimizde sıcak bir fincan sahlep, camdan yağan karı seyretmek ne kadar mutluluk ve huzur verici. Sıcak kaloriferin, sobanın yanında kıvrılmış kedimizin gurgur sesleri, köpeğimizin derin uykusunda koşturduğunu hayal ederken patisini sallaması bu huzura eşlik eder. Ancak bu soğuk, hatta zaman zaman dondurucu günlerin bir de diğer yüzü var. Sokaklarda yaşamak zorunda kalan insanlar, köpekler, kediler, kuşlar ve başka canlılar için yapmamız gereken şeyler var hepimizin. Camın önüne serpiştirilen bulgur taneleri ya da ekmek kırıntıları, köşe başlarına bırakılacak yemekler, üzerine biraz zeytinyağı damlatılmış bir kap su, apartmanların içinde bu hayvancıklar için açık bırakılmış ve acımasız soğuklardan onları koruyacak bir sığınak… Evsizler içinse verilebilecek bir kap sıcak yemek, sıcak kıyafetler ve dondurucu soğuk gecelerde sokaklarda yatmalarını engellemek için belediyelerden yardım isteyebiliriz. Hepimizin yapabileceği birşeyler olmalı. En yakımızda gördüklerimize el uzatırsak işimiz daha kolay olur.
Herkese sıcak bir yuva, yanı başında huzurla uyuklanacak bir kalorifer, bir tas (sıcak) yemek ve bol sevgi diliyorum….
Resim. Animal Connection

No Comments »

Kıpkırmızı Bir Burun

Rudolph’u duymuş muydunuz daha önce? Aralık ayı geldi mi kapıya Rudolph da aklıma düşüverir birden. En güzel Noel ve yeni yıl şarkılarının baş kahramanıdır bu sevimli mi sevimli geyik. Parlayan kocaman kırmızı burnuyla Noel babanın kızağını çeken 9. geyiktir. Karla kaplanmış dağlarda, hele de karanlık hafif çökmek üzereyken onun o güzel burnu bir fener gibi ayndınlatıverir Noel babanın yolunu. Hediyelerin en beklenenlerinin taşındığı bu kızak, Noel zamanının da en sevilen süsüdür. Evlerde, alışveriş merkezlerinde kızaklar ve geyikler etrafı daha da şenlendirir.
Rudolph’un hikayesi 1939 yılında Robert L. May adlı bir yazarın bir yayınevi için yazdığı küçük bir boyama kitabıdır. Bugün de hala en çok sevilen ve satılan kitaplardan biri olan bu minik hikaye, May’in kayınbiraderi Johnny Marks tarafından sözleri yazılmış ve bestelenmiş bir şarkı. 1949 Kasım ayında ilk kez radyolarda çalınmaya başlanmış ve ilk yıl 2.5 milyon kopya satmış. 1980 yılına kadar en çok satılan 2. şarkı olmuş. Toplamda ise yaklaşık 25 milyon insanın evlerine girmiş bu şarkı. Böylesi sevimli ve iç ısıtan bir öyküyü duyunca insanların da neden uzun yıllar boyunca bu şarkıyı edinmeye çalıştıklarını anlamak güç değil. Hepimizin içinde bir yerlerde hala masallara ve böylesi sevimli hikayelere inanma isteği var belli ki. Ne güzel…
Filmlere, kitaplara, çizgi filmlere, şarkılara konu olmuş bu tatlı mı tatlı yaratık, Dean Martin’in güzel sesinde yeniden hayat buluyor her Noel’de ve her yeni yılda. Noel’e şunun şurasında bir gün yeni yıla ise bir hafta kalmışken kızağın çanları kulaklarımızın pasını silsin, bizi şenlendirsin, Rudolph’un kırmızı burnu ise yolumuzu aydınlatsın. Sevgiyle paketlenmiş güzel yüreklerin hediye edildiği mutlu Noeller ve yeni bir yıl dilerim şimdiden herkese. Sağlık, mutluluk, huzur ve umudun bizi yalnız bırakmadığı güzel bir yıl olsun!
Kaynak: Wikipedia
Resim: Paula Weber

No Comments »

Van İçin Bir Kitap

Van Kitap ProjesiHepimizin yüreğini burkan Van Depremi’nin üzerinden neredeyse 2 ay geçti ancak üzüntümüz ve kaygılarımız daha da geçmedi. Bölgede yaşanan ağır kış şartları, devam eden sarsıntılar, çadırlarda çıkan yangınlar, ölen çocuklar… Ne yazık ki doğa, bir kez daha ders çıkartmamız gereken bir felaket yaşattı hepimize. Tabii ders çıkartabilecek olanlar için (bir kez daha) uyarıldık.
Bu arada da aslında ne kadar birbirimize muhtaç olduğumuzun bir kez daha farkına vardık. Herkes kendi gücü oranında yapabileceklerini ortaya koydu. Bunlardan biri de yazdıklarını her zaman severek okuduğum, güzel yüreğinin sıcaklığına inandığım Nilüfer‘in binlerce kilometre öteden başlattığı Van Kitap Projesi. Blogunda yaptığı duyuruya yanıt veren onlarca kişinin yolladığı belki de yüzlerce fotoğraf arasından yaptığı bir seçki ve yüreğimize dokunan güzel sözlerle birleştirdiği bu kitap şimdi hazır! Ayrıntılarını onun blogundan daha da güzel bir şekilde öğrenebilir, blogunun sol tarafındaki kategorilerden Van Kitap Projesi başlığından adım adım bu kitap için yapılanları okuyabilirsiniz.
Umarım Nilüfer’in başlattığı ve bu işe yüreğini koyan herkesle beraber bu kitaptan elde edilecek geliri Van’a ulaştıracak olan Bridge to Türkiye‘nin emekleri boşa çıkmaz ve bu yardım da en doğru şekilde değerlenir. Teşekkürler Nilüfer…

No Comments »

Çarpı İşi Bir Dünya

El işleri ile uğraşmak benim çok küçük yaşlardan beri severek yaptığım birşey. Nenemin yanında vakit geçirdiğim sıcak yaz günlerinin eşlikçisi kitaplar olduğu kadar da etamin işleri, boncuk işleri ve örgüler olurdu. Her yaz büyük bir hevesle birine tutunup birşeyler yapmaya çalışırdım. Tığ işi ve örgü konusunda ‘uzman’ olan ablamdan başlarda yardım ister, sonra da elimden ne geliyorsa yapmaya çalışırdım. Yıllar sonra ahşap boyama furyasının çıktığı günlerde de evi boyalar ve mdf kutular, çerçeveler ve rengarenk akrilik boyalar kaplar oldu. Bunu takı sevdası izledi. Bir ara o kadar kaptırmıştım ki, yaptıklarımı almak isteyenler bile oldu(!) Elimde yapılmayı bekleyen torbalar dolusu boncukla bir süre sonra o işe ara verdim. Ancak hala da takı tamiratı konusunda fena sayılmam. Son 1-2 yıldır da tığ işlerini aldım elime. Öyle ince, zarif danteller yapmıyorum ama, daha çok rengarenk iplerden şallar yapma peşindeyim. Zihin boşaltmaya birebir bu uğraşlar.
El işleri ile uğraşan insanların işlerini de her zaman keyifle incelerim. Ablamın ördüğü ve çok farklı renkler kullanarak yaptığı bebek kıyafetleri, Noni ve annesinin binbir malzemeden yaptıkları farklı farklı şeyler, bloglarda takip ettiğim insanların inanılmaz yaratıcılıkları beni mutlu ediyor. El işi yapılan zamanlar bir nevi terapi gibi. İşlenen desenler, atılan ilmekler, boyanan bebekler, yoğrulan hamurlar… Bunlar bambaşka bir dünyanın fertleri!
Etrafımda onca yetenekli insan arasında yengem de var. Elinde rengarenk iplikler, inceli kalınlı etamin kumaşlar, model kitapları, boy boy, çeşit çeşit kağıtlar, kağıt şekillendiricileri ve bitip tükenmeyen bir şevk. Çocukluğumdan beri evinin duvarını süsleyen, el emeği göz nuru tabloları inanılmaz renkler ve desenler içeriyor. Her biri ayrı birer sabır küpü bence. Ancak o çalışmalar evine öyle sıcak ve özgün bir hava katıyor ki, kumaşına değen her bir iğneye değiyor gerçekten de. Yengem uzun zamandır bu çarpı işindeki ustalığını kartpostallara da yönlendirmiş. Konuya uygun işlediği incecik etaminleri, kendi kestiği ve şekillendirdiği kağıtlar/kartonlarla birleştirip bir eşine daha rastlanmayacak, kişiye özel tebrik kartları yapıyor. Yaşadığı minik köyde ve civar kentlerde yaptıklarına epey talep var. Hollanda zaten tebrik kartları konusunda oldukça yaratıcı bir ülke, dolayısıyla da bu kartların talep görmesi de zor olmamış. Bunların dışında yeni doğan bir bebeğin adının, doğum tarihinin ve saatinin, doğduğundaki ağırlığının üzerine işlendiği hatıra tablolar da yine talep edilen şeyler arasında. Bebek havlu ve çarşaflarının kenarına işlenen adlar, dört mevsim, dört element, saatler gibi değişik temalar da sık yaptığı şeylerden. Kediler ve köpekler de cins cins tablolarında yer alıyor.
Yengemle beraber gittiğim hobi dükkanları ve karıştırdığım hobi dergileri de iştahımı kabartıyor her seferinde. Son zamanlarda Türkiye’de de güzel hobi dükkanları var. Bu aralar her ne kadar gidip karıştırma fırsatım olmasa da. Geçen yaz Hollanda’da Utrecht kentinde gördüğüm bir dükkan ise son noktayı koymuş bence. Dükkan sadece ve sadece çarpı işine adanmış bir yerdi (belki başka bir yazıda anlatırım daha detaylı orayı). Kumaşlar, etaminler, iplikler, kasnaklar, iğneler model dergi ve kitapları ve sayısız yapılmış, satılmayı bekleyen masa örtüleri, yatak örtüleri, tablolar peçeteler, havlular… Ben de yapmaya başlayacağım bu etaminlerden derken buluyorum kendimi çoğu zaman. Ancak, zamansızlık içinde çok da mümkün değil bu. En azından şimdilik. Günlük koşturmacalar içinde bu tip hobilerin (ki bazen bu hobiler işe dönüşüyor) aslında bizi rahatlattığını düşünüyorum. Yaptığımız işe daha fazla konsantre olmamızı sağladığını da…

No Comments »