Tülay’ın Atkısı

Deniz Kenarındaki Ressamlar

Hollanda’nın Noord- Holland eyaletinde Laren adında yaklaşık 11.000 nüfuslu minik bir köy var. Burası kocaman müstakil evleri, her cuma kurulan sevimli pazarı ve güzel doğasıyla ‘t Gooi bölgesinin en eski yerleşim yerlerinden biri. Civarı o kadar yeşil ve doğa ile iç içe ki bu özelliği ile birçok ünlü ve zengin insanı kendine çekiyor.
Bundan yaklaşık iki hafta önce gazetede okuduğum bir sergi haberi üzerine Laren’a gitmeye karar verdim. Bu haberden önce orada bir müze olduğunu bile bilmiyordum. Serginin başlığı Deniz Kenarındaki Ressamlar: Mondriaan’dan Munch’a. 16 Şubat’ta başlayan bu sergi 28 Mayıs’a kadar Singer Laren Müzesi’nde görülebilecek. Sergide Kuzey Denizi kıyılarını betimleyen modern dönemden yaklaşık olarak 65 tane resim bulunuyor. Bunlar Kuzey Avrupa resminin -Empresyonizm’den Avant Garde’a- gelişimini izlemek açısından da oldukça ilginç yapıtlar. Max Beckmann, Emil Nolde, Piet Mondriaan, Jan Toorop, Edvard Munch, Johan Bartold Liebermann ve Max Liebermann’ın yanı sıra buralarda da görece az tanınan Otto Heindrich Engel, Johan Christian Dahl ve Peder Severin Krøyer gibi Alman ve İskandinav sanatçıların bazen hırçın bazen de romantik kıyı betimlerimleri ile son derece özenle hazırlanmış bir sergi oluşmuş. Burada sergilenen yapıtlar Almanya’da Museum Kunst der Westküste‘ten getirilmiş. Bunun karşılığında ise Singer Laren Müzesi’nin kendi koleksiyonundan parçalar o müzeye gönderilmiş. Ancak ne yazık ki geçenlerde Almanya’da çıkan bir yangından dolayı orada bulunan yapıtlar zarar görmüşler.
Müzeye hafta içi bir gün gittim. Fazla kimsenin olmayacağını düşünmekle yanılmışım. İçeride o kadar çok insan vardı ki, neredeyse resimlere yakından bakabilmek için sıraya girmem gerekti. Daha önce adını dahi bilmediğim, küçük bir köyün yeşillikleri arasında bulunan bu müze böyle bir sergi ile yaşlı genç birçok insanı bir araya getirmeyi başarmış.
Gelelim müzenin kendisine…
1868 yılında Amerika’nın Pittsburgh kentinde büyük bir çelik sanayicisinin oğlu olarak dünyaya gelen William Singer içindeki sanat aşkına karşı koyamayarak resim çalışmalarını aralıksız sürdürmeye karar verir. Yine tam o yıllarda emekli olmaya karar veren babası malını mülkünü çocukları arasında paylaşıp kenara çekilir. Eline oldukça yüksek miktarda para geçen Singer, 1895′te evlendiği Anna Brugh ile önce sanatçıların toplanıp çalıştığı Maine’e gider. Burada dış dünyanın cazibesine kapılıp Empresyonist tarzda resimler yapmaya başlar. Daha sonra gittiği Paris’te akademiye kaydolur ancak şehir hayatının hengâmesi onun istediği şekilde çalışmasına engel olduğundan arkadaşlarının tavsiyesi ile 1901 yılının sonunda Anna ile birlikte kendilerini Laren’da bulur. Zaten uzunca bir süredir Jozef Israels gibi sanatçıların uğrak yeri olmuş ve doğasıyla açık havada çalışmayı olanaklı kılan bu güzel köyde kalmaya karar verirler. Önceleri, sanatçıları ağırlayan ve onların resimlerini de satan Jan Hamdorff’un otelinde konaklayan çift daha sonrasında Yabani Kuğular adını verecekleri evlerinin yapımına başlar. Burası hem beraberce resim yaptıkları, hem de sanatçı dostlarını ağırladıkları bir yer olur. Buraya gelen dostlarından ve çağdaşlarından resimler satın alarak -belki de farkında olmadan- bir koleksiyonun oluşmasına ve sonrasında da bi müzeye dönüşmesine ön ayak olurlar. Daha sonraları Norveç’in sakin bir kıyı kasabasına taşınan çift yine de Hollanda’ya geri döner ve bu sefer de Blaricum kenti’nde daha sonra oranın belediye binası olacak olan evlerinin inşasına başlar. Yabani Kuğular ise William Singer’in ölümünden (1943) sonra eşi Anna tarafından 1956′da, bugün bahçesinde Rodin’in Düşünen Adam heykelinin bir örneğinin de bulunduğu, ayrıca da içinde bir tiyatro salonu barındıran Singer Laren Müzesi olarak kullanılmak üzere verilir. Anna Singer ise 1962′deki ölümüne kadar resim koleksiyonuna devam eder.
Singer Laren Müzesi, küçük ancak derli toplu, koleksiyonun oldukça iyi bir biçimde yerleştirildiği güzel bir müze. Özellikle de şu anda devam etmekte olan sergi ile birlikte kesinlikle kaçırılmaması gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. Ne var ki Hollanda’ya turist olarak birkaç günlüğüne geldiğinizde hep gözden kaçacak bir yer olması da üzücü.

No Comments »