Tülay’ın Atkısı

The Balkans: A Shared Heritage

17 Mart’ta Paris UNESCO Genel Merkezi’nde açılışı gerçekleşen The Balkans: A Shared Heritage (Balkanlar: Ortak Miras) sergisinden bahsetmek istiyorum sizlere. Üzerinden bir aydan fazla geçmesine rağmen, daha üzerine bir kelime yazamadım, benim için oldukça gurur verici bu güzel olay hakkında. Bir yıldan biraz daha uzun bir süre önce, dostum Dr. Sevgi Parlak bana bir projeden bahsetti. Bulgar fotoğrafçı ve araştırmacı İvo Hadjimishev Balkanlarla ilgili bir sergi hazırlığı içindeymiş ve bu sergiyle bağlantılı olarak bir kitap yayınlanacakmış. Kitapta(*) birçok Balkan ülkesiyle birlikte Türkiye’de çekilmiş fotoğraflar ve bu fotoğraflara eşlik edecek metinler bulunacakmış. Türkiye ile ilgili yazılacak metinlere sevgili Sevgi imza atacaktı. Benden de bu metinlerin Türkçe’den İngilizce’ye çevirisini yapmamı istedi.

Bulgar Fotoğrafçılık Derneği başkanı ve İngiliz Kraliyet Fotoğrafçılık Derneği yaşam boyu onur üyesi olan İvo Hadjimishev’den sergilenecek ve yayınlanacak fotoğraflar elimize geçer geçmez Sevgi ile eş zamanlı olarak çalışmaya başladık. O, fotoğraflanan yerler ve nesneler ile ilgili araştırmalar yapıp kağıda dökmeye başlayınca, ben de çeviri için kollarımı sıvayıp işe koyuldum. Oldukça kısa bir zaman dilimi içinde yetiştirmemiz gereken metinleri teslim ettikten sonra da sonucu görmek için heyecanla beklemeye başladık. Büyük gün sonunda geldiğinde, Sevgi İstanbul’dan ben ise Amsterdam’dan yola koyulduk ve birbirimize Paris’te kavuştuk. Ben, sayın Hadjimishev ile orada tanışma fırsatı buldum. Akşam UNESCO Genel Merkezi’nde yapılacak açılış ve kokteyl için sergi ve kitapta metinleri olan diğer yazarlarla birlikte, merkeze oldukça yakın bir yerde bulunan otelimizden ayrılıp, ılık bahar rüzgarı ve yazarların sohbetleri eşliğinde güzel bir yürüyüş gerçekleştirdik.

Duvarları Joan Miró seramikleri (Güneş ve Ay Duvarı- 1958) ile bezeli genel merkez binasına heyecanla girdik. Sergi binanın giriş katında, çok büyük bir salonda gerçekleşecekti. İvo Hadjimishev, konuklar gelmeye başlamadan sergide emeği geçenlere ve katkıda bulunanlara sergiyi gezdirdi ve düşüncelerini paylaştı. The Balkans: A Shared Heritage projesini destekleyen Hollanda merkezli Horizon Vakfı yetkilileri de bu önemli etkinlik için gelmişlerdi.

Yavaş yavaş salonu doldurmaya başlayan konuklarla birlikte, önce Bulgaristan’ın Paris Başkonsolosu ardından da UNESCO genel sekreteri İrina Bokova kürsüde yer aldı. Balkanlar’ın hem birlik hem de farklılığın sembolü olduğunu vurgulayarak, çeşitli kültürel değerleriyle sergide, fotoğraf ve metinlerle, benzer ve farklı yönleri anlatılan 11 Balkan ülkesinin kattığı değerlerle zenginleştiğini ve Balkanlar’ın bu ülkelerden tek bir tanesine ait olamayacak kadar değerli olduğunu vurguladı. Horizon Vakfı yönetim kurulu üyesi Jörg A. Henle ise kısa ve espri dolu konuşmasında Balkanlar’ı bir kaleidoskopa benzeterek, en ufak bir hareketin yeni bir resim oluşturduğunu söyledi. İki bin yıllık yönetimleri boyunca, Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı etkilerinin şekillendirdiği bu önemli coğrafi bölgenin çok da fazla tanınmadığını, o yüzden de Hadjimishev’in başlattığı bu projeye destek verdiklerini belirtti.

Yeterince tanınmayan, kültürel ve tarihi değerleri bilinmeyen ve dünya tarihi açısından önemi üzerinde durulmayan bu bölgenin tanıtılması açısından son derece önemli olduğunu düşündüğüm bu projeye, ucundan kıyısından da olsa dahil olmuş olmaktan mutluyum. Sergiyi gezdirirken sayın Hadjimishev’in özellikle  önünde durduğu, İstanbul Ayasofyası’nın yüzyıllara meydan okuyan ve yaşlı bir kadının alnındaki çizgileri anımsatan mermer girişinin fotoğrafına iliştirdiği bir alıntı bence de tüm sergiyi özetler nitelikte : “Balkan Yarımadası’nda hatıralar, uzun süre hafızalardaki yerini korur.” (Sir Steven Runciman- 1930)

(*)Sergi kitabında Prof. Ivan Marazov (Art in the Ancient Balkans), Prof. Axinia Djourova (Art in the Mediaeval Balkans: A Shared Heritage) ve Prof. Olivier Schefer’in (Crossroads: Balkan Civilization Impressions, Thoughts, Scenes) makalelerinin yanısıra Ivo Hadjimishev’in fotoğrafları ve bu fotoğraflara ait metinler de bulunuyor.

No Comments »

Rembrandt’ın Öğrencileri

Bugünlerde Amsterdam’da Rembrandt etrafında dönen iki önemli etkinlik var. Bunlardan ilki ve en önemlisi 17 Mayıs’a kadar Rijks Müzesi’nde açık kalacak olan Late Rembrandt sergisi. Rembrandt’ın son dönem yapıtlarından yaklaşık 100 tanesi, önce Londra National Gallery’de ardından şimdi Rijks Müzesi’nde sergileniyor. 17. yüzyıl Hollanda resminin en önemli ismi, uzun yıllardır böyle görkemli bir şekilde anılmamıştı. Bu etkinliklerden ikincisi, Rijks Müzesi işbirliği ile Rembrandthuis (Rembrandt Müzesi)’te açılan Rembrandt’s Late Pupils: Studying Under a Genius (Rembrandt’ın Son Dönem Öğrencileri) sergisi.

Rembrandt’ın iflasıyla birlikte 1656’da satmak zorunda kaldığı evi, uzun yıllar ustanın en bilinen yapıtlarını ürettiği ve birçok öğrenciyi yetiştirdiği yer olmuştur. 1650-1669 yılları arasında isimleri bugüne gelebilmiş yaklaşık 14 öğrencisi olduğu biliniyor. Bu öğrencilerden, bugün 17. yüzyıl Hollanda resmi içinde önemli bir yere sahip olan ve yapıtları ile tanınan Nicolaes Maes (1634-1693), Arent de Gelder (1645-1727), Samuel van Hoogstraten (1627-1678), Arnold Houbraken (1660-1719) gibi isimler olduğu gibi Jacobus Leveck (1634-1675), Abraham van Dijck (1635/6-1680), Johannes van Raven (1633/4-1662) ya da Gottfried Kneller (1646-1723) gibi geri planda kalmış isimler de olmuştur. Van Hoogstraten ve Houbraken ressamlıklarının yanında bir de Hollandalı ressamların hayat hikayelerini ele aldıkları kitapları ile de bilinir. Rembrandt, ressam olarak kendi çağında o kadar önemli bir yere sahipti ki, ülkenin her köşesinden onun öğrencisi olabilmek için adeta yarışıyordu sanatçı adayları. Hollanda’nın güney batısında bulunan Dordrecht kenti şaşılacak derecede çok öğrencisini Rembrandt’ın ellerine emanet etmiş. Bunlardan en bilineni Van Hoogstraten, kendi öğrenciliği bittikten sonra döndüğü memleketinde birçok ressam çırağını kendi ustasına yollamak üzere hazırlamıştır. Bir öğrencinin yaklaşık olarak 15 yaşında adım attığı Rembrandt atölyesinden ayrılırken onun üslubundan etkilenmemiş olması pek mümkün olmamakla birlikte yine de seçimini farklılaşmaktan yana kullanan öğrencileri de olmuştur.

Rembrandt’ın en son öğrencisi olarak bilinen ve onun üslubuna en sadık kalan öğrencisi Arent de Gelder Dordrecht kentinden Amsterdam’a gelenlerden. Lübeck, Almanya doğumlu ve matematik eğitimi almış olan Gottfried Kneller da büyük umutlarla hocadan ders almak üzere Amsterdam’a gittiğinde hayal kırıklığına uğrar. Ona göre doğru oranları kullanmayan Rembrandt’ın yanından, yine onun öğrencisi olmuş olan Ferdinand Bol’un atölyesine geçer. Bol’un sanat görüşü ona daha fazla uyacaktır. Constantijn van Renesse (1626-1680) hocadan kısa kısa dönemlerde ders almasına rağmen baba mesleği olan rahipliği seçmiş ve resmi daha çok amatör şekilde yapmıştır. Sergide bulunan birkaç dini betimli çizimine Rembrandt’ın da elinin değdiği düşünülüyor. Yine bir Dordrechtli olan Nicolaes Maes‘ın da üslubunu değiştirmeden önce, hocasının etkisinde yaptığı çalışmalardan birkaç örneği sergide görmek mümkün. Abraham van Dijck de birçokları gibi Dordrecht’ten Rembrandt’ın atölyesi için yola koyulan sanatçılardan biridir. Van Dijck’ın özellikle ilk dönem tarihi resimleri, portreleri ve çizimleri Rembrandt etkisindedir ve memleketinde döndükten sonra da çok sayıda dua eden yaşlı kadın ve erkekler betimlemiştir. Hakkında fazlaca bilgi olmayan Pieter de With ise, daha çok yaptığı Rembrandt tarzındaki manzara çizimleri ile bilinir. Genellikle ustasının da bulunduğu ve betimlediği Amsterdam çevresini aktardığı yapıtlardan, büyük ustadan ders almış olduğu tahminini kuvvetlendirir. Johannes van Raven ise Rembrandt’ın yanındaki çıraklığının belgesinin olmamasına rağmen, hocayla aynı modelden yaptığı ve sayıları fazla olan çizimleri ile öğrenciliğini kendiliğinden belgeler.

Büyük ustayı sadece kendi yapıtları ile değil, aynı zamanda kendi atölyesinde eğittiği öğrencilerinin çalışmalarında tanımaya çalışmak onun hakkında daha bütünlüklü bir bilgiye sahip olmamızın kapılarını aralıyor. Esas olan boynuzun kulağı geçmesiyse de, Rembrandt gibi bir ismin önüne geçmek sanırım hiçbir öğrencisine nasip olmamış. Ancak başta Hollanda olmak üzere Avrupa ve Amerika’nın büyük müzelerinde ve galerilerinde sergilenen 17. yüzyıl Hollanda resimlerinde Rembrandt ve öğrencileri kendi farklı yerleriyle hemen öne çıkmaktalar. Eğer yolunuz bugünlerde Amsterdam’a düşecek olursa, Rijks Müzesi’ndeki önemli serginin yanı sıra bu sergiyi de ihmal etmeyin, bir de şu linke bir göz atın derim.

No Comments »