Tülay’ın Atkısı

Binbir Rengin Buluştuğu Yer: Viktualienmarkt

Bir ara pazarlara sık gider, gittiğim güzel pazar yerlerini fotoğraflar ve bunlarla ilgili yazılar yazardım. Buralar hayatın tam merkezinde, hayatın her alanından insanlarıyla, sebze- meyvelerin kokularıyla, pazarcıların bağırışmalarıyla beni büyülerdi. En sevdiğim pazar ziyaretlerimden birisini Urla’da yapmıştım. Ben ömrümde böylesine çok ot çeşidini bir arada görmemiştin hiç. Ne güzellikti onlar yahu. Daha dün gibi aklımda…
Memleketimizin son derece renkli ve ilginç pazarlarının yanı sıra yurt dışında da oldukça güzel pazarlara rastlıyorum. Böylesi pazarlardan biri, Almanya’nın Münih kenti merkezinde bulunuyor. Daha önce, ana meydan olan Marienplatz’da bulunan kent pazarı çok büyüdüğünden, 1807 yılında Kral Maximilian’ın emri doğrultusunda bugünkü yerine kaydırılmış. Viktualien yiyecek, erzak anlamında kullanılıyor, markt ise pazar demek Almanca’da. (Erzak, gündelik ihtiyaç kelimesinin Almancası çok basit ve sıradan geldiği için kulağa, Latince karşılığını kullanmaya karar vermişler.)  Hergün yaklaşık olarak saat 10′dan akşam 6′ya kadar açık olan pazarda et ürünlerinden tutun da, egzotik meyveler, lokum, hediyelik eşyalar bulabilirsiniz.
Pazarın orta yerinde Almanların hiç boş bırakmadıkları ve bira içip çeşit çeşit sosislerden yedikleri açık hava kafeleri var. Sadece Münihliler’in yiyecek ihtiyaçlarını değil, oraya gelen turistlerin ilginç şeyler görme ihtiyacını karşılayan bir pazar burası; el yapımı ahşap kirpiler, ağaç dallarından kalpler, rengarenk Uzakdoğu meyvelerinin parlak görüntüsü, envai çeşit mantar, sayısız çeşitte şarap, Bavyera’nın değişik bölgelerinden değişik lezzette ballar ve reçeller, son yıllarda Türkiye’de de sıklıkla gördüğümüz taze meyve suyu tezgahları, Münih anahtarlıkları, buzdolabı süsleri, süs bitkileri, çiçekler, cins cins balıklar, tatlı tuzlu onlarca çeşit ürünün piştiği fırınlar…derken bu liste böyle uzayıp gidiyor. Mantar demişken, ben büyük bir mantar hayranı olarak orada gördüğüm mantarların büyülü dünyasında kayboluyorum. Boy boy, renk renk mantarlar. Ucuzu, pahalısı, güzeli, çirkini hepsi ama hepsi gözümü alıyor. Şu pahalılığıyla meşhur trüf mantarlarından bile satıyorlar pazarda. Yani yok YOK.
Viktualienmarkt’ı güzel kılan şeylerden birisi de çeşitli köşelere serpiştirilmiş olan ve üzerlerinde oranın ünlü komedyenlerinin ve halk şarkıcılarının heykellerinin bulunduğu çeşmelerdir. Bunlardan en ünlüsü komedyen Karl Valentin’e (1882-1948) ait olanıdır. 1920′lerde oynadığı sessiz filmlerden ötürü ona Almanya’nın Charlie Chaplin’i denmiştir. Bu güzel çeşmeler birer buluşma noktası, bir annenin çocuğunun çikolata bulaşmış elini yıkayabileceği, sıcaktan bunalmışların içlerini ferahlatabilecekleri temiz içme suyu akan karakter dolu yerlerdir.
Satılan rengarenk ürünler, sebzeler ve meyvelerden çok, bu tip yerlerin beni cezbetmesinin en önemli nedenleri arasında, burada el yapımı ürünlere de çokça yer verilmesidir. Bu ürün ister ahşap bir oyuncak olsun, ister ev yapımı bir kavanoz reçel olsun, kişisel üretimin aracısız bir şekilde üreten tarafından alıcısına ulaştırılması benim için orayı değerli kılan birşey.
Viktualienmarkt’tın tam ortasında Mayıs ayında dikilen bir de Mayıs Ağacı (Meibaum) var. Daha önce böylesi bir ağacı Bavyera’da Hohenschwangau köyünde görmüştüm. Mayıs Ağacı geleneği oldukça eski. Eski derken Demir Çağı Pagan dönemi Almanyası’ndan bahsediyorum. Aslında Avrupa halk geleneği olmasına rağmen en çok da Germanik toplumlarda kendini gösteren bir gelenek bu. 1 Mayıs günü ya da Pentekost’ta (Hıristiyan inanç takviminde önemli bir gün) köy meydanına ya da pazar yeri ortasına dikilen bu ağaç, Germanik ülkelerdeki kutsal ağaç düşüncesine gönderme yapmakla birlikte o yerleşim yerindeki zanaat ve iş kollarından hangilerinin bulunduğunu gösteren birer tabela gibi de düşünülebilir. Okuma yazma oranlarının çok düşük olduğu zamanlarda gezgin tüccar ve zanaatçiler yeni bir iş olanağı aradıklarında bu Mayıs Ağaçları’nın üzerindeki figürlerden yola çıkarlarmış. Yani bunlar inanca hizmet ettiği gibi ticareti sağlamak amacıyla da dikiliyormuş.
Pazar yerleri herhalde dünyanın birçok yerinde insanları çeken yerlerdir. Havada uçuşan binbir renk ve koku ister günlük ihtiyacını karşılamak için alışverişe gelmiş yerel halk için, ister elinde fotoğraf makinası ile canlı bir fotoğraf karesi umuduyla oraya gelmiş turist için olsun ayrı bir dünyaya açılan kapılardır. Ben de geçenlerde Münih’e çocukluk arkadaşımı ziyaret etmek üzere üçüncü kez gidişimde yine burayı görmeden edemedim. Ancak bu sefer arkadaşım bana bir süpriz yapmış ve bu pazarda düzenlenen bir tur ayarlamıştı. Bir sanat tarihçisi eşliğinde iki saat boyunca çeşitli yerlerinde dolaştığımız pazar yerinde satılan lezzetli yemeklerin ve içeceklerin tadına bakma, ilginç hikâyeler dinleme ve uzun uzun bu güzel pazarın tadını çıkartma imkânım oldu bu sayede.

Münih’e yolunuz düşerse Viktualienmarkt’ı görmeme ya da kaçırma gibi bir ihtimaliniz olacağını düşünemiyorum bile. Ama pazarlardan çok hoşlanmayan biriyseniz de bu pazara bir şans verin derim size.

 

♠Viktualienmarkt ile ilgili blogumun çökmesinden çok önce 16.2.2011 tarihinde de bir yazı yazmıştım. Şu an okumuş olduğunuz, o yazının güncellenmiş halidir.

No Comments »

Bit pazarının böylesi

Dükkân dükkân gezip alışveriş yapmayı seven biri olmadım sanırım ben hiç. Özellikle de İstanbul’un neredeyse her köşebaşını parselleyen AVM’ler hayatımıza girdikten sonra, dükkân gezmenin iyice keyfi kaçtı bana sorarsanız. Birbirinin tıpkısı mağazalar arasında, gözümüzü alan ışık, kulağımızı tırmalayan yüksek volümlü müzik eşliğinde dayatılan güzellik anlayışı ve markalar ile ‘keyifli’ bir gün geçirdiğimizi sanıyoruz, ya da sanmamızı sağlıyorlar gibi hissediyorum ben hep. Tabii ki benim de ihtiyaçlarım oluyor ve ben de kendimi zaman zaman bir AVM’nin içinde buluveriyorum. Ancak, küçük butikler, özgün tasarımların satıldığı minik dükkânlar, süpermarkete benzemeyen karakterli kitapçılardan yana kullanıyorum hakkımı daha ziyade.

Hollanda’da çok sayıda AVM yok neyse ki. İnsanlar genelde, hâlâ, şehir merkezlerindeki dükkânlardan alışverişlerini yapıyorlar. Özellikle de sokak aralarında konumlanmış özel, güzel dükkânları keşfetmek en heyecanlı kısmı işin. Haarlem, Den Bosch, Utrecht ve Amsterdam gibi kentler, bu açıdan oldukça zengin yerlerden.

Bir de buralarda, haftanın, ayın ya da mevsimin belirli zamanlarında gidilen büyük pazarlar var. Bir kısmında yiyecek ve yeni ürünler satıldığı gibi, ikinci el, el yapımı şeyler de satılıyor. Ya da sadece kitap veya plaklar, CD’ler satan pazarlar… Noordermarkt, Dappermarkt, Aelbert Cuyp, Leiden müzik pazarı, Spui ya da Deventer kitap pazarı gibi.

Bit pazarı deyince ise akla gelen en ‘büyük’ ve güzel pazar IJ-Hallen pazarı. Burası 750 kadar tezgâhı ile Avrupa’nın en büyük bit pazarı. İlk kez geçen kış arkadaşımla gitmiştim. Gördüğüm manzaraya inanmakta güçlük çektiğimi hatırlıyorum. Bu bit pazarı, Amserdam Noord’da (Kuzey Amsterdam), yük gemilerinin yanaştığı rıhtımdaki büyük hangarlarda kuruluyor. İki büyük kapalı alanda, bir de bu ikisi arasındaki boşlukta dışarıda yer alan yüzlerce tezgâh var (Ben Temmuz ayındaki pazara uğradım. Söylediklerine göre bu yıl ikinci hangar sene sonunda açılacakmış yeniden). Aradığınız herşeye ulaşabilmek mümkün. Hem de inanılmayacak kadar düşük fiyatlara. Giyim, mobilya, mutfak eşyaları, oyuncaklar, fotoğraf ve dikiş makineleri, plaklar, el işlemesi ürünler, takılar, çantalar, ayakkabılar, şapkalar, ibadet amaçlı ürünler, makyaj malzemeleri, hiç kullanılmamış ihraç fazlası ürünler diye uzunca bir liste yazabilirim buraya. Herkesin kullanılmış ürünlere aynı sıcaklıkla yaklaşmayacağını tahmin ediyorum. Burası sırf tezgahları karıştırmak, o renkli dünyanın büyüsüne kapılmak, insanları izlemek ve eğlenceli bir gün geçirmek için birebir. Kahve- elmalı tart molası verebileceğiniz yerler var. Karnınızı doyurmak için birçok alternatif de bulunuyor.

IJ-Hallen ayda bir kez bir haftasonunda açılıyor. Kışa kadar tarihler şu şekilde 15-16 Ağustos, 12-13 Eylül, 3-4 ve 24-25 Ekim, 14-15 Kasım. (9.00-16.30 saatleri arasında)

IJ-Hallen’a giriş kişi başı 5 € (Çocuklar 2 ). Amsterdam Noord’da bulunan bu pazara ulaşmak da oldukça kolay. Amsterdam Merkez Tren İstasyonu’nun (Amsterdam Centraal Station) arkasından kalkan ücretsiz feribotlarla (906 numara ile NDSM-Werf yönüne) yaklaşık 10 dakikada oraya varabiliyorsunuz. Ya da yine istasyonun ordan 91 ve 94 numaralı otobüsle Klaprozenweg durağı veya 35 numaralı otobüsle Atatürk durağında inerek ulaşabiliyorsunuz.

Eğer oldukça küçük bir bütçeyle Amsterdam ziyaretlerinize farklı bir renk kazandırmak ve eğlenceli bir gün geçirmek isterseniz IJ-Hallen iyi bir alternatif. İyi alışverişler…

No Comments »