Tülay’ın Atkısı

Mumları üflerken

Tam tamına beş yaşında Tülay’ın Atkısı bugün. “Yağmurlu bir günde ne yapılır?” diye sormuştum o zaman. Bugün de tıpkı o gün gibi yağmurlu buralar. Üzerimde sıcak hırkam, elimde çay dolu kupam, “beş yıl!” diyorum tekrarlayarak, neredeyse inanamayarak. “Günlerin, yılların nasıl da hızla aktığına şaşıracaksın bir zaman sonra” derdi büyüklerim de, inanması güç gelirdi. yaşayıp görmek gerekiyor işte böyle böyle.

Her yıl, yeni yaşla ilgili yeni bir yazı yazmak da kolay değil, yaşamı teraziye koymak, ya da muhasebe defterinde kaydını tutmak da… Gönlümüzden geçirdiğimiz şeyler oluyor; geçtiğimiz yıl şunu yapmak istiyordum, oldu (+) ya da olmadı (-) diye işaret atmak bazen yürek gerektiriyor. Hayat, acısıyla tatlısıyla günleri geceye devrederken, bu muhasebeler can yakabiliyor.

Blogumun yeni yaşında, hep daha güzel, hep daha umutlu şeyler paylaşmayı diliyorum sizlerle. Ben büyüyorum. Çok şey öğrendim, öğreniyorum kendime dair. Değişiyorum… Tabii blogum, benim aynam, beni sizinle paylaşıyorum….

No Comments »

Sil baştan

Beş yıl önce sıcak bir Ağustos günü Tülay’ın Atkısı adlı blogumda ilk yazımı yayınlamıştım. “Yağmurlu Havada Ne Yapılır?” başlıklı yazı ile, benim için yeni ve heyecanlı bir sayfa açılmış oldu. Yazmak istiyordum nicedir. Tam olarak ne yazacağımı da bilmiyordum açıkçası. Çocukken öykü ve roman yazmak gibi girişimlerim olmuştu. Elime kağıdı kalemi alıp, önce karakterleri yaratma sürecinde girdiğimde bu işin çok da kolay olmayacağını anlamıştım. Yıllar geçip de üniversitede İngiliz Edebiyatı okumaya başladığımda, bu işin zaten ne kadar zor olduğunu iyice gördüm.

Ama işte yazmak istiyordum. Bir arkadaşımın blogu sayesinde başka bloglar okumaya da başladım. Böyle bir dünyanın daha önce farkına varmamışım. Işık yanmıştı işte! Belki de bir blog yazmaya başlamalıydım. Bu düşüncemi, çocukluğumdan beri beni tanıyan ve yanımda olan sevgili arkadaşıma anlattığımda çok fazla yorum yapmadan güzelce dinledi beni. Sonra da konu sessizliğe gömüldü. Bir zaman sonra beni aradı. Bilgisayarımı açmamı ve verdiği adrese bir bakmamı söyledi. Karşımda bana ait blogum duruyordu. Benim için, bir türlü cesaret edip atamadığım adımı atmış ve blogu bana hediye etmişti! 2010 yılının Şubat ayıydı. Çok sevindim ve heyecanlandım ancak ne yazacağımı bir türlü de kestiremedim. Aylarca, bugün yazarım, yarın yazarım derken tarih 17 Ağustos 2010 oldu ve ilk yazımı yazdım.

Yazdıkça hoşuma gitti, yazdıkça daha fazlasını yazmak ve paylaşmak için heyecanlandım. Beş yıl boyunca paylaştıklarım burada bir bir biriktiler. Bazı gazetelerin de ilgisini çekti yazdıklarım ve basılı olarak da yayınlandılar. Böylesi heyecanlar insanı diri tutuyor gerçekten de.

Geçtiğimiz Mayıs ayında meydana gelen teknik bir sorun yüzünden, beş yıl içinde birikenler maalesef uçup gitti. Daha önce de harici bellek bozulduğu için, orada yedeklediğim ve blogda paylaştığım fotoğraflardan birçoğu artık yok. İlk şokun ardından, elimdeki tüm belleklerde yazılarımın kopyasını aradım ve büyük bir kısmını geri buldum. Şimdi yeni yazılarımla birlikte, yavaş yavaş, fırsat oldukça geriye dönük yazılarımı da yeniden yüklemeye başladım. Fotoğraflarımdan olanları da yüklüyorum, bu da biraz vakit alıyor haliyle. Birkaç ay sonra yazmış olduğum ve geri bulabildiğim yazılarımın tamamını yüklemiş olurum sanırım.Umarım kısa zamanda blogumu eski ‘parlak’ günlerine döndürmeyi başarırım.

Desteğiniz, önerileriniz ve yorumlarınız benim için önemli. Sesimi biraz daha duyurabilmek adına Tülay’ın Atkısı’nın artık Facebook’da da bir sayfası var (facebook.com/tulayinatkisi). Yeni yazılar eklendikçe oradan da takip edebilirsiniz. Eski yazılarımdan, güncelliğini yitirmemiş olanları da yine orada paylaşacağım.

Blogumun adına gelince… Bundan yıllar yıllar önce yazılması hayal edilen bir öykü vardı. O yazılamayan öykünün başlığı sonunda dönüşüp bu bloga isim annesi oldu. Dönüşmek iyidir…

İlüstrasyon Catrin Welz-Stein

No Comments »

Bir yaşıma daha girdim

Bir yaşıma daha girdim! Aslında bu benim biyolojik yaşımla ilgili değil, blog yaşımla ilgili bir yazı. Bundan tam 4 yıl önce ilk sözcüklerimi yine şu anda bu satırları yazdığım klavyeden yazmıştım. Hayatımda aldığım en güzel hediyelerden biri olan bu blogu, sonunda hayata bağlamıştım sözlerimle.

Değişik türde birçok yazı yer aldı bu sayfalarda; sanat, hayat, seyahatler, hayal kırıklıkları, umutlar, fotoğraflar, dostluklar… Hepsini az- çok ama samimi bir şekilde yazdım.

Uzun bir süredir iliş(e)memem de hep yeni bir hayat kurma çabalarımla ilgili. Uzun yıllarımı geçirdiğim ülkemden ayrılıp, doğduğum ve yeni bir ufka yelken açmak istediğim topraklardaki var olma çabalarımla ilgili… Kolay değil, ancak doğayla iç içe, huzurlu, yeşil bir ülkede buradaki dostlukların sıcak kollarında umutluyum yarınlarımdan.

Yarının ne getireceğini bilmeden, sadece huzur peşindeyim. Zaten esas olan bu değil midir, sağlıklı olmanın yanı sıra…

Buralara daha sık uğramak niyetiyle ve pastanın üstündeki 4 mumu üflemek bahanesiyle şimdilik sözlerime bir son veriyorum.

Blogumu okuduğunuz, uzun aralıklara rağmen yine de buralarda olduğunuz için çok teşekkür ederm. Sağlıcakla kalın!

No Comments »