Tülay’ın Atkısı

İzlenimcilik Nasıl Okunur?

Yeni bir yıla şunun şurasında sadece üç gün kaldı. Hani bir gelenek olmuş ya, “Geçtiğimiz yıl neler yaptık? Nasıl geçti?”, kafamızda, ya da cebimizde gezdirdiğimiz minik defterde oluşturduğumuz uzun uzun listelerin yanına artılar ya da eksiler koymaya başladık bile çoktan. Sonra bir de “yaklaşmakta olan yeni yıl bize neler getirsin istiyoruz” diye gece sıcak yatağımızda bir sağa bir de sola dönerken, hayaller kurup dualar ediyoruz belki de.

Uzun bir yıl oldu, uzun bir yol da aynı zamanda. Yeni ama eski vatanımda geçirdiğim ikinci yıla birçok duygu; hayal kırıklıkları, umutlar, umutsuzluklar, kavuşma sevinçleri, ayrılık hüzünleri, heyecanlar sığdırdım. Ancak sona erişi beni üzmüyor. Çabucak birkaç günü de devirip, yeni bir yıla başlamak için sabırsızlanıyorum.

Benim uzun listemin ‘beni mutlu edenler’ kısmının en başlarında ise bir kitap var. Kitaplar benim listelerimde her zaman bulunurlar gerçi ancak bu kitabı özel kılan onu benim çevirmiş olmam. Evet, gecikmeli bir haber bu! Daha önce çok sayıda makale, yazılar ve birkaç da sergi kataloğu çevirmiş olmama rağmen bu benim çevirdiğim ilk kitap. Heyecanlıyım, bayramlık yeni ayakkabılarıyla uyuyan bir çocuk gibi hissediyorum kendimi son zamanlarda. Koca bir yaz mevsimini bilgisayarımın başında geçirdikten sonra, Kasım ayı başlarında gerçekleşen TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’na yetiştirdik kitabı. İlk, orada okuyucu ile buluştu. Şimdilerde ise girdiğiniz tüm kitapçılarda karşınıza çıkıyordur, belki de çıktı bile… Sizinle haberi yeni paylaşmamın sebebi de kitapla benim daha birkaç gün önce gerçekleşen buluşmam. Postadan çıkan ağır paketi elime aldığımda heyecandan kalbim yerinden çıkacaktı. İlginç bir şekilde yakınlarımdan gelen mesajlar ve fotoğraflarda görmüştüm kitabı(mı) ancak ne zamanki elime aldım, işte o an gerçek olduğu kanaatine vardım.

Geleyim kitabın kendisine: İlk resimden ve yazımın başlığından da anlaşıldığı üzere kitabın başlığı İzlenimcilik Nasıl Okunur: Bakma Biçimleri, yazarı ise, New York State Üniversitesi’nde sanat tarihi profesörü olan James H. Rubin. 19. yüzyılda ortaya çıkmış bir sanat akımı olan İzlenimcilik (Empresyonizm) Rubin’in kaleminde farklı bir şekilde ele alınmış. Genellikle kronolojik bir şekilde ya da sanatçılar üzerinden ele alınmasına alıştığımız bu türden sanat akımlarını yazar, konulara göre bölümlendirerek ve farklı sanatçıların benzer konularda ele aldıkları yapıtlarla karşılaştırarak 19. yüzyılın ruhunu kavramaya çalışmış. Birbirinden etkileyici resimlerle, dönemin geniş görsel kültürüne, sanatçılara ve sanatçıların kariyerleri arasındaki paralelliklere değinerek İzlenimcilik tarihini tümüyle farklı bir şekilde yazmış. Öncüler ve Yenilikçiler, Aile ve Arkadaşlar, Endüstri ve Teknoloji, Cinsiyet ve Cinsellik, Politika ve Toplum, Moda ve Eğlence gibi on beş ana başlıkta incelenen resimlerin her biri ise bizi farklı diyarlara, dünyalara götürecek nitelikte. Claude Monet, Édouard Manet, Paul Cézanne, Pierre-Auguste Renoir, Edgar Degas gibi ismine daha âşina olduğumuz ressamların yanı sıra Armand Guillaumin, Frédéric Bazille, Mary Cassatt, Gustave Caillbotte, Marie Bracquemond ve Berthe Morisot gibi biraz da gölgede kalmış İzlenimci ressamların yapıtları ve hayatlarıyla da tanışma imkânı sağlıyor bu çalışma. 407 sayfalık bu kapsamlı kitap sadece sanat tarihçileri ve sanatla ilgilenenler için değil, genel okuyucu için de okuması keyifli ve farklı bir perspektif kazandıran iyi bir kaynak niteliği taşıyor.

Bana desteklerinden ötürü kitabın yayın editörü Firdevs Candil Erdoğan ve kitap editörü Serap Yüzgüller dostlarıma ne kadar teşekkür etsem azdır. Benim için büyük bir adımdı ve hem bu adımı atmam için cesaret verdiler hem de yürüdüğüm yolda desteklerini hiç esirgemediler. Ayrıca Ümi de hem sevgisi ve desteği, hem de hazırladığı harika enerji bombası meyve tabakları ile gücüme güç kattı! Canım ablam, kardeşim ve Sophie’cim de kitabı fuara yetiştirme telaşı içinde olduğum son çılgın günlerimde kocaman yürekleri ve sevgileriyle sakinleştirip sarıp sarmaladılar beni. Seviyorum sizi!!!

İzlenimcilik Nasıl Okunur: Bakma Biçimleri Hayalperest Yayınevi’nden çıktı. Şiddetle tavsiye ederim efenim…

No Comments »

The Balkans: A Shared Heritage

17 Mart’ta Paris UNESCO Genel Merkezi’nde açılışı gerçekleşen The Balkans: A Shared Heritage (Balkanlar: Ortak Miras) sergisinden bahsetmek istiyorum sizlere. Üzerinden bir aydan fazla geçmesine rağmen, daha üzerine bir kelime yazamadım, benim için oldukça gurur verici bu güzel olay hakkında. Bir yıldan biraz daha uzun bir süre önce, dostum Dr. Sevgi Parlak bana bir projeden bahsetti. Bulgar fotoğrafçı ve araştırmacı İvo Hadjimishev Balkanlarla ilgili bir sergi hazırlığı içindeymiş ve bu sergiyle bağlantılı olarak bir kitap yayınlanacakmış. Kitapta(*) birçok Balkan ülkesiyle birlikte Türkiye’de çekilmiş fotoğraflar ve bu fotoğraflara eşlik edecek metinler bulunacakmış. Türkiye ile ilgili yazılacak metinlere sevgili Sevgi imza atacaktı. Benden de bu metinlerin Türkçe’den İngilizce’ye çevirisini yapmamı istedi.

Bulgar Fotoğrafçılık Derneği başkanı ve İngiliz Kraliyet Fotoğrafçılık Derneği yaşam boyu onur üyesi olan İvo Hadjimishev’den sergilenecek ve yayınlanacak fotoğraflar elimize geçer geçmez Sevgi ile eş zamanlı olarak çalışmaya başladık. O, fotoğraflanan yerler ve nesneler ile ilgili araştırmalar yapıp kağıda dökmeye başlayınca, ben de çeviri için kollarımı sıvayıp işe koyuldum. Oldukça kısa bir zaman dilimi içinde yetiştirmemiz gereken metinleri teslim ettikten sonra da sonucu görmek için heyecanla beklemeye başladık. Büyük gün sonunda geldiğinde, Sevgi İstanbul’dan ben ise Amsterdam’dan yola koyulduk ve birbirimize Paris’te kavuştuk. Ben, sayın Hadjimishev ile orada tanışma fırsatı buldum. Akşam UNESCO Genel Merkezi’nde yapılacak açılış ve kokteyl için sergi ve kitapta metinleri olan diğer yazarlarla birlikte, merkeze oldukça yakın bir yerde bulunan otelimizden ayrılıp, ılık bahar rüzgarı ve yazarların sohbetleri eşliğinde güzel bir yürüyüş gerçekleştirdik.

Duvarları Joan Miró seramikleri (Güneş ve Ay Duvarı- 1958) ile bezeli genel merkez binasına heyecanla girdik. Sergi binanın giriş katında, çok büyük bir salonda gerçekleşecekti. İvo Hadjimishev, konuklar gelmeye başlamadan sergide emeği geçenlere ve katkıda bulunanlara sergiyi gezdirdi ve düşüncelerini paylaştı. The Balkans: A Shared Heritage projesini destekleyen Hollanda merkezli Horizon Vakfı yetkilileri de bu önemli etkinlik için gelmişlerdi.

Yavaş yavaş salonu doldurmaya başlayan konuklarla birlikte, önce Bulgaristan’ın Paris Başkonsolosu ardından da UNESCO genel sekreteri İrina Bokova kürsüde yer aldı. Balkanlar’ın hem birlik hem de farklılığın sembolü olduğunu vurgulayarak, çeşitli kültürel değerleriyle sergide, fotoğraf ve metinlerle, benzer ve farklı yönleri anlatılan 11 Balkan ülkesinin kattığı değerlerle zenginleştiğini ve Balkanlar’ın bu ülkelerden tek bir tanesine ait olamayacak kadar değerli olduğunu vurguladı. Horizon Vakfı yönetim kurulu üyesi Jörg A. Henle ise kısa ve espri dolu konuşmasında Balkanlar’ı bir kaleidoskopa benzeterek, en ufak bir hareketin yeni bir resim oluşturduğunu söyledi. İki bin yıllık yönetimleri boyunca, Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı etkilerinin şekillendirdiği bu önemli coğrafi bölgenin çok da fazla tanınmadığını, o yüzden de Hadjimishev’in başlattığı bu projeye destek verdiklerini belirtti.

Yeterince tanınmayan, kültürel ve tarihi değerleri bilinmeyen ve dünya tarihi açısından önemi üzerinde durulmayan bu bölgenin tanıtılması açısından son derece önemli olduğunu düşündüğüm bu projeye, ucundan kıyısından da olsa dahil olmuş olmaktan mutluyum. Sergiyi gezdirirken sayın Hadjimishev’in özellikle  önünde durduğu, İstanbul Ayasofyası’nın yüzyıllara meydan okuyan ve yaşlı bir kadının alnındaki çizgileri anımsatan mermer girişinin fotoğrafına iliştirdiği bir alıntı bence de tüm sergiyi özetler nitelikte : “Balkan Yarımadası’nda hatıralar, uzun süre hafızalardaki yerini korur.” (Sir Steven Runciman- 1930)

(*)Sergi kitabında Prof. Ivan Marazov (Art in the Ancient Balkans), Prof. Axinia Djourova (Art in the Mediaeval Balkans: A Shared Heritage) ve Prof. Olivier Schefer’in (Crossroads: Balkan Civilization Impressions, Thoughts, Scenes) makalelerinin yanısıra Ivo Hadjimishev’in fotoğrafları ve bu fotoğraflara ait metinler de bulunuyor.

No Comments »

Rönesans Sanatçılarını Vasari’nin Gözünden Okumak

Gecikmiş olmakla birlikte buradan kendimi de ilgilendiren güzel bir haber paylaşmak istiyorum. Bundan yaklaşık iki yıl kadar önce, Marmara Üniversitesi’nde birlikte çalıştığım dostum Doç. Dr. Ahu Antmen, Giorgio Vasari’nin orjinal adı  Le Vite de’ più eccellenti pittori, scultori, e architettori (1550) olan kitabının Türkçe’ye çevrilmekte olduğunu söyledi. Vasari’nin çağdaşı ve kendinden önceki sanatçıların hayat hikayelerini anlatan ve ilk sanat Tarihi kitabı sayılan bu kitap, ilk yayınlanışından 463 yıl sonra Türkçe’de nefes almaya başlayacaktı. Sanatla, sanat tarihiyle ilgilenen herkes için önem taşıyan bu yapıtın sonunda dilimizde okunur hale gelebilecek olmasına çok sevinmiştim. Bu çeviri işinin benimle ilgili kısmı ise redaksiyonunu benim yapacak olmamdı. Tabii bu bana inanılmaz heyecan yaşatan bir teklif oldu. Lisansını İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda yapmış, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını ise sanat tarihi alanında yapmak üzere yön değiştiren biri olarak böyle bir kitabın emekçilerinden olma düşüncesi dahi gururlu ve mutlu olmama sebep oldu.

Böyle bir çalışmada ilk kez yer aldım. Daha önce makaleler, kısa metinler ve sergi katalogları çevirmiş olmama rağmen bir kitap üzerinde çalışmamıştım. Redaksiyon ise hiç yapmamıştım. Kitabın çevirmeni Elif Gökteke bana metinleri ilk gönderdiğinde nasıl bir yol izleyeceğimden de emin olamadım. Okudukça ve çevirmenin özenli metnine daldıkça öğrendim ben de. Satır satır okumalar, karşılaştırmalar, kaynak taramalar… Kolay değildi bu süreç. Heyecanlıydı, bazen rahat, zaman zaman yorucu. Öyle böyle derken zaman uçtu gitti ve sonunda kitap, mis gibi kağıt kokuları ile avuçlarımın arasındaki yerini aldı. Eylül ayı başlarında, Sel Yayıncılık’tan Sanatçıların Hayat Hikâyeleri adıyla yayınlandı kitap. Tüm okurları gibi, ben de yeniden, yeni baştan bu sefer bir okur olarak okuyacağım bu önemli yapıtı. Kitapta Giorgio Vasari’nin bir sanat yazarı olarak ele alındığı kapsamlı sunuş, Prof. Dr. Uşun Tükel tarafından kaleme alındı.

Heyecanımın ve bu yazının sebebi bu çalışmanın benim için bir ilk olması. Hatalarım olmuştur elbet, titizlikle okumalar yaptığım halde gözümden kaçanlar. Umarım yine de, siz okuyucuları çok rahatsız edecek türden hatalar olmamıştır bunlar. Benim için büyük bir deneyim olduğunun bilinci ile, ileride de bu gibi çalışmalar yapmayı umut ediyorum.

Keyifle okumanız ve 16. yüzyıl Floransa sokaklarında, Vasari’nin samimi üslubu aracılığıyla sanatçı dostlarıyla tanışmanız dileğimle…

Not: Kitapla ve Giorgio Vasari ile  ilgili Ali Artun, Yücel Kayıran ve Merve Tokgöz’ün yazılarını buradan, buradan ve  buradan okuyabilirsiniz.

P.S. Bu süreçte bana destek olan aileM, dostlarım ve uzun gece çalışmalarında bilgisayarımın hemen yanı başında beni bir an bile yalnız bırakmayan kedim… İyi ki varsınız, desteğiniz, sevginiz ve inancınız benim için paha biçilmez!

No Comments »