Tülay’ın Atkısı

Sonbahar renklerleriyle kuşatılmış kentler

IMG_4662Uzun sürmüş bir yazın ardından, doğa kendini sonbaharın sıcak renklerine teslim etmiş görünüyor son zamanlarda. Ekim ayı başlarında kısa süreliğine ayrıldığım yel değirmenli memleketime ablamla dönünce, ülkenin dört bir köşesini gezmeye karar verdik. Yapmak istediğimiz şeyler, görmeyi arzuladığımız yerler listemizin yanına yapılmış/tamamlanmış işaretini koyabilmek için, gelir gelmez kendimizi de yollara vurduk.

Hollanda küçük bir ülke, evet, ancak her bir köşesi diğerinden çok farklı ve süprizlerle dolu. Sanırım daha önce sonbaharı bu denli derinlemesine yaşamamıştım. Kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına çoğu zaman trenle, zaman zaman da arabayla kat ettiğimiz yollar bizi güzelliklerle dolu manzaralara taşıdı. Bu küçük ülke, sarılar, yeşiller, turuncular ve kahverengilerle boyanmıştı listemizin başından aşağılara doğru inmeye başladığımızda. Esen kuvvetli kuzey rüzgarlarıyla, ağaçları süsleyen bu rengarenk cevherler önce dallarını, şimdi ise ise süsledikleri yolları terk etmeye başladılar. Ablam ise çoktan kendi evinin yolunu tuttu. Bana da yaklaşan soğuk kış günlerini, müzelerde açılmış olan birbirinden ilginç ve cazip sergilerde karşılamak kaldı. Bu görevi seve seve yerine getireceğim ve sizinle de gördüklerimi, hissettiklerimi paylaşmayı düşünüyorum. Ama şimdi önce sizi doğanın renkleriyle başbaşa bırakıyorum…

No Comments »

Rembrandt’ın Öğrencileri

Bugünlerde Amsterdam’da Rembrandt etrafında dönen iki önemli etkinlik var. Bunlardan ilki ve en önemlisi 17 Mayıs’a kadar Rijks Müzesi’nde açık kalacak olan Late Rembrandt sergisi. Rembrandt’ın son dönem yapıtlarından yaklaşık 100 tanesi, önce Londra National Gallery’de ardından şimdi Rijks Müzesi’nde sergileniyor. 17. yüzyıl Hollanda resminin en önemli ismi, uzun yıllardır böyle görkemli bir şekilde anılmamıştı. Bu etkinliklerden ikincisi, Rijks Müzesi işbirliği ile Rembrandthuis (Rembrandt Müzesi)’te açılan Rembrandt’s Late Pupils: Studying Under a Genius (Rembrandt’ın Son Dönem Öğrencileri) sergisi.

Rembrandt’ın iflasıyla birlikte 1656’da satmak zorunda kaldığı evi, uzun yıllar ustanın en bilinen yapıtlarını ürettiği ve birçok öğrenciyi yetiştirdiği yer olmuştur. 1650-1669 yılları arasında isimleri bugüne gelebilmiş yaklaşık 14 öğrencisi olduğu biliniyor. Bu öğrencilerden, bugün 17. yüzyıl Hollanda resmi içinde önemli bir yere sahip olan ve yapıtları ile tanınan Nicolaes Maes (1634-1693), Arent de Gelder (1645-1727), Samuel van Hoogstraten (1627-1678), Arnold Houbraken (1660-1719) gibi isimler olduğu gibi Jacobus Leveck (1634-1675), Abraham van Dijck (1635/6-1680), Johannes van Raven (1633/4-1662) ya da Gottfried Kneller (1646-1723) gibi geri planda kalmış isimler de olmuştur. Van Hoogstraten ve Houbraken ressamlıklarının yanında bir de Hollandalı ressamların hayat hikayelerini ele aldıkları kitapları ile de bilinir. Rembrandt, ressam olarak kendi çağında o kadar önemli bir yere sahipti ki, ülkenin her köşesinden onun öğrencisi olabilmek için adeta yarışıyordu sanatçı adayları. Hollanda’nın güney batısında bulunan Dordrecht kenti şaşılacak derecede çok öğrencisini Rembrandt’ın ellerine emanet etmiş. Bunlardan en bilineni Van Hoogstraten, kendi öğrenciliği bittikten sonra döndüğü memleketinde birçok ressam çırağını kendi ustasına yollamak üzere hazırlamıştır. Bir öğrencinin yaklaşık olarak 15 yaşında adım attığı Rembrandt atölyesinden ayrılırken onun üslubundan etkilenmemiş olması pek mümkün olmamakla birlikte yine de seçimini farklılaşmaktan yana kullanan öğrencileri de olmuştur.

Rembrandt’ın en son öğrencisi olarak bilinen ve onun üslubuna en sadık kalan öğrencisi Arent de Gelder Dordrecht kentinden Amsterdam’a gelenlerden. Lübeck, Almanya doğumlu ve matematik eğitimi almış olan Gottfried Kneller da büyük umutlarla hocadan ders almak üzere Amsterdam’a gittiğinde hayal kırıklığına uğrar. Ona göre doğru oranları kullanmayan Rembrandt’ın yanından, yine onun öğrencisi olmuş olan Ferdinand Bol’un atölyesine geçer. Bol’un sanat görüşü ona daha fazla uyacaktır. Constantijn van Renesse (1626-1680) hocadan kısa kısa dönemlerde ders almasına rağmen baba mesleği olan rahipliği seçmiş ve resmi daha çok amatör şekilde yapmıştır. Sergide bulunan birkaç dini betimli çizimine Rembrandt’ın da elinin değdiği düşünülüyor. Yine bir Dordrechtli olan Nicolaes Maes‘ın da üslubunu değiştirmeden önce, hocasının etkisinde yaptığı çalışmalardan birkaç örneği sergide görmek mümkün. Abraham van Dijck de birçokları gibi Dordrecht’ten Rembrandt’ın atölyesi için yola koyulan sanatçılardan biridir. Van Dijck’ın özellikle ilk dönem tarihi resimleri, portreleri ve çizimleri Rembrandt etkisindedir ve memleketinde döndükten sonra da çok sayıda dua eden yaşlı kadın ve erkekler betimlemiştir. Hakkında fazlaca bilgi olmayan Pieter de With ise, daha çok yaptığı Rembrandt tarzındaki manzara çizimleri ile bilinir. Genellikle ustasının da bulunduğu ve betimlediği Amsterdam çevresini aktardığı yapıtlardan, büyük ustadan ders almış olduğu tahminini kuvvetlendirir. Johannes van Raven ise Rembrandt’ın yanındaki çıraklığının belgesinin olmamasına rağmen, hocayla aynı modelden yaptığı ve sayıları fazla olan çizimleri ile öğrenciliğini kendiliğinden belgeler.

Büyük ustayı sadece kendi yapıtları ile değil, aynı zamanda kendi atölyesinde eğittiği öğrencilerinin çalışmalarında tanımaya çalışmak onun hakkında daha bütünlüklü bir bilgiye sahip olmamızın kapılarını aralıyor. Esas olan boynuzun kulağı geçmesiyse de, Rembrandt gibi bir ismin önüne geçmek sanırım hiçbir öğrencisine nasip olmamış. Ancak başta Hollanda olmak üzere Avrupa ve Amerika’nın büyük müzelerinde ve galerilerinde sergilenen 17. yüzyıl Hollanda resimlerinde Rembrandt ve öğrencileri kendi farklı yerleriyle hemen öne çıkmaktalar. Eğer yolunuz bugünlerde Amsterdam’a düşecek olursa, Rijks Müzesi’ndeki önemli serginin yanı sıra bu sergiyi de ihmal etmeyin, bir de şu linke bir göz atın derim.

No Comments »