Tülay’ın Atkısı

Tabelaların İzinde

Uzunca bir süredir dört gözle beklediğim bir ziyareti gerçekleştirmek için havaalanına gittiğimde kentte geçireceğim iki yalnız gün için hiçbir hazırlığım olmadığını fark edip kitapçıya daldım alelacele. Elime ilk geçen rehbere şöyle bir baktım. Tamam, içinde üç farklı yürüyüş rotasının bulunduğu, yol üzerinde görülecek tarihi yapıların, lokantaların, dükkanların ve ilginç yerlerin açık ve net bir şekilde verildiği haritalar vardı. Her bir yerle ilgili de 3-4 cümlelik kısa bilgilendirme yazıları. Rehberin başında da kent tarihine, önemine dair kısa metinler. Tamam canım yeterliydi işte. Zaten 3. günden itibaren tez hocam ve bölümden arkadaşlarım da geleceklerdi kente, geri kalan 5 günü de kocaman bir grup olarak hocamız önderliğinde gezecektik. O zaman da zaten rehbere bir daha da bakmayacaktım pek doğal olarak.

Tam tamına 15 yıl sonra Floransa’ya yeniden ayak basmıştım ve ilk sefer göremediğim herşeyi görmeye, görüp de unuttuklarımı, mümkünse, bir daha unutmamaya, lezzetli İtalyan yemeklerini ve şaraplarını mideye indirmeye ve çok da eğlenmeye gelmiştim! Nisan ayı başında, epey sıcak bir havada kente geldim. Hemen küçük bavulumu tren istasyonuna çok yakın bir mesafede bulunan otelime bırakıp kente daldım rehberimle. Rotaları takip ettim, önerdiği ilginç dükkânlara daldım (alışverişe düşkün biri değilimdir ama önerdiği yerler de öyle göz ardı edilir cinsten değildi yani! Bir sonraki yazımda onlardan bir örnek verebilirim), küçük sokaklara daldım, kenti farklı noktalardan izleme fırsatı buldum. Açıkçası bu rehber beni çok mutlu etti, “iyi ki de son dakikada almışım” dedirtti. Keşke Türkçe’ye de çevirseler…

Bu rehber methiyesinin sebeplerinden birisi, Rönesans’ın başkentine bir sanat tarihçisi olarak geldiğimde bakmayı düşünmeyeceğim birşeye ilgimi çekmesinden; trafik tabelaları!! Bunlar öyle bildiğimiz tabelalardan değil. Her bir köşebaşında neredeyse bir başkasıyla karşılaşmaya başladım. Birini gördükçe bir diğerini görmek üzere yola koyuldum. Sokak sanatı mı demiştiniz?! Bunlar benim kalbimi çaldılar!

Söz konusu trafik işaretlerinin yaratıcısı yaklaşık yirmi yıldır kentte yaşayan Fransız sanatçı Clet Abraham’mış. 2010 yılından beri kentin trafik işaretlerini sticker’lar kullanarak değiştiriyor. Tabii böylesi tarihi bir kentte hemen kabul görmemiş yaptıkları. Ama röportajında söylediği “Sokak sanatı, iyi yapıldığında, kent ve kent sakinleri için bir hediyedir” sözlerine katılıyorum tüm kalbimle. Son yıllarda popülerliği gittikçe artan Banksy ve diğer sokak sanatçılarının işlerine baktığınızda da, bulundukları çevreye nasıl değer kattıklarını görebiliyorsunuz. Sokak sanatının birçok örneğine artık Türkiye sokaklarında da daha sık rastlanıyor ve özellikle de Instagram gibi sosyal paylaşım sitelerindeki fotoğraflardan, bunların nasıl ilgi odağı olduğunu takip ediyorsunuzdur siz de.

Görülecek onca güzel yapı, bahçeler ve günbatımını en güzel haliyle yansıtan Arno Nehri’nin yanı sıra bu trafik işaretlerinin peşine düşmemek elde değil. Eğer olur da yolunuz Floransa’ya düşecek olursa, tüm bir Rönesans medeniyetinin yanı sıra çağımızın güzelliklerinin izlerini de bulmanız mümkün olacak, başınızı birazcık yukarı kaldırmanız da bunun içinyeterli.

No Comments »

Sonbahar renklerleriyle kuşatılmış kentler

IMG_4662Uzun sürmüş bir yazın ardından, doğa kendini sonbaharın sıcak renklerine teslim etmiş görünüyor son zamanlarda. Ekim ayı başlarında kısa süreliğine ayrıldığım yel değirmenli memleketime ablamla dönünce, ülkenin dört bir köşesini gezmeye karar verdik. Yapmak istediğimiz şeyler, görmeyi arzuladığımız yerler listemizin yanına yapılmış/tamamlanmış işaretini koyabilmek için, gelir gelmez kendimizi de yollara vurduk.

Hollanda küçük bir ülke, evet, ancak her bir köşesi diğerinden çok farklı ve süprizlerle dolu. Sanırım daha önce sonbaharı bu denli derinlemesine yaşamamıştım. Kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına çoğu zaman trenle, zaman zaman da arabayla kat ettiğimiz yollar bizi güzelliklerle dolu manzaralara taşıdı. Bu küçük ülke, sarılar, yeşiller, turuncular ve kahverengilerle boyanmıştı listemizin başından aşağılara doğru inmeye başladığımızda. Esen kuvvetli kuzey rüzgarlarıyla, ağaçları süsleyen bu rengarenk cevherler önce dallarını, şimdi ise ise süsledikleri yolları terk etmeye başladılar. Ablam ise çoktan kendi evinin yolunu tuttu. Bana da yaklaşan soğuk kış günlerini, müzelerde açılmış olan birbirinden ilginç ve cazip sergilerde karşılamak kaldı. Bu görevi seve seve yerine getireceğim ve sizinle de gördüklerimi, hissettiklerimi paylaşmayı düşünüyorum. Ama şimdi önce sizi doğanın renkleriyle başbaşa bırakıyorum…

No Comments »