Tülay’ın Atkısı

Demre’den Hollanda’ya

Sinterklaas, diğer adıyla Santa Claus, ya da Aziz Nikola veya Türkçe’de söylediğimiz şekliyle Noel Baba 4. yüzyılda Myra’da (bugünkü Demre/Antalya) yaşamış Hıristiyan bir azizdir. Zengin bir aileye doğmuş olan Nikola ailesini küçük yaşta kaybetmiş ve din adamı olan amcasının yanında yetişmiştir. Onun böyle hediyeler dağıtan biri olarak tanınıp bilinmesine neden olan olay, yaşlı bir adamın ettiği dualara verdiği karşılığa bağlanır. Üç kızını evlendirecek ve çeyiz olarak verecek parası olmayan bu yaşlı adam, kızlarının sonunda kötü yola düşmesinden endişe eder. Ettiği duaları duyan Nikola, gece gizlice pencereden -bazılarına göre de bacadan- attığı para/altın dolu minik keselerle yardım eder bu adama.
Nikola, Konstantinopolis’te imparatora buğday taşıyan geminin çalışanlarından, yüklerinin bir kısmını kıtlıkla savaşan Myra’da bırakmalarını ister. Pek isteksiz olan gemiciler, mallarını aldıkları gibi teslim etmek mecburiyetinde olduklarını çünkü bunların tartıldığını söyler. Ancak Nikola vardıkları noktada herhangi bir sıkıntı yaşamayacakları teminatını verince buğdayın bir kısmını kente bırakırlar. Başkente varan gemiciler, malları tartılınca herhangi bir eksilme olmadığını gördüklerinde Nikola’nın buğdayı çoğaltmış olduğunu fark ederler. Hikayeler de böyle uzar gider.
Nikola gemicilerin ve balıkçıların (bu sebepten genellikle gemilerin içinde Aziz Nikola ikonası ya da resmi bulunur), çocukların, tövbekar hırsızların, fahişelerin, yanlış yere suçlananların koruyucu azizidir. Ayrıca Amsterdam, Lorraine, Sicilya, Rusya ve Yunanistan’ın da koruyucusudur. Özellikle 6 Aralık günü, buralarda ve koruyucusu olduğu meslek gruplarına bağlı kişilerce anılır.
17. yüzyıl Hollanda resminin en nev’i şahsına münhasır isimlerinden olan Jan Steen (1626-1679) Sinterklaas kutlamalarını yaklaşık altı farklı versiyonunu yaptığı resimlerinde betimlemiştir. Bunlardan en bilinenleri arasında olan bugün Amsterdam Rijksmuseum’da bulunan 1665-68 tarihli olandır. On kişilik bir ailenin betimlendiği bu yapıtta Sinterklaas’ın ziyareti sonrası yaşananları anlatır Steen. Jan Steen her zaman kalabalık ve epey de karışık aile betimleri yapmayı seçmiştir. Bu resimlerde, genellikle, evin oturma odasında tüm aile fertleri bir arada eğleniyor ya da söyleşiyordur. Her yer dağilmış ve karışıktır ama herkes mutludur. Bu resim de işte öyle; Ayakkabısının içinde şekerlemeler ve türlü hediyeler bulan küçük kızın yüzü gülüyor. Ancak, boş ayakkabısını gösteren ablasının da vurguladığı gibi evin küçük oğlu herhangi bir hediye almadığından ağlıyor. Eh! Belli ki o yıl pek çok yaramazlığa imza atılmış. Resmin sağ tarafında, şöminenin içine doğru bakanlar Sinterklaas’ın bacadan eve girdiğini anlatmak ister izleyicisine. Sepetlerin içinde, masanın üstünde Sinterklaas kutlamalarına uygun olarak çeşitli kurabiyeler, çörekler ve şekerlemelerle portakallar ve elmalar gözümüze çarpar. Bu evlenecek üç kızın çeyizinden yola çıkarak üç altın dolu kese, altın rengi üç topa dönüşmüştür. Alçakta kalan topraklarda (bugünün Hollanda ve Belçika’sı- buralar deniz seviyesinin altında kaldığından) bunlar portakal olarak yorumlanmışlardır. Portakal da Orta Çağ ve sonrasında İspanya’dan geldiğinden, Sinterklaas da burası ile özdeşleştirilmiştir.
Bir başka Sinterklaas resmi yine bir 17. yüzyıl sanatçısı Richard Brakenburg‘e (1650-1702) ait. Jan Steen’in resmine çok benzeyen bu yapıtta da Sinterklaas çoktan uğrayıp gitmiştir. Yüzü gülen yine evin kızı, ağlayan da yine(!) evin küçük oğludur. Ağlamasının sebebi, hemen arkasında duran ablasının ona getirdiği ayakkabının içinde duran kuru dallardır. Sinterklaas, o yıl yaramazlık yapmış çocukların ayakkabısına ya kurumuş dallar ya da bir kömür parçası koyar. Bu davranış, onun o ayakkabıyı unutup gitmediğini, aksine bu yaramaz çocuğun yaptığı herşeyden haberi olduğunu gösterir. Sahi yaramazlığı hep evin erkek çocukları mı yapar? Yoksa bu iki 17. yüzyıl ressamı bu iki küçük kıza iltimas mı geçmiş dersiniz?
Bu arada, sabah uyandığımda ayakkabılarım boştu. Sanırım Sinterklaas beni unutmuş bu yıl. Neyse, önümzdeki yıllar için umudum var…
Resim 2: Richard Brakenburg, 1685, Amsterdam Amstelkring Museum

No Comments »

Ayakkabılarımı Hazır Ettim

Bu seneyi uslu geçirdim. Annemin rujlarını o tertemiz parlayan aynalara sıvamadım ya da yemek istemediğim sandviçleri çöp tenekesinin en derin ve karanlık noktasına saklamadım. Kardeşimin en sevdiği oyuncağını kırıp sonra haberim yokmuş gibi de yapmadım. Hayır, hayır ablamın plağının üstündeki o derin çizikle de alakam yok! Dedim ya bu seneyi uslu geçirdim. Eh! Herhalde bu akşam kapının hemen yanına koyacağım ayakkabımın içinde çikolatalar ve şekerler bulurum değil mi yarın sabah uyandığımda?
Çocukluğumun belki de en renkli ve neşeli anıları arasındadır Sinterklaas kutlamaları. Her yıl, 4 Aralık’ı 5 Aralık’a bağlayan gece beyaz atı üstünde kırmızı pelerini ve kırmızı piskoposluk başlığıyla baca baca dolaşıp uslu çocukların evlerine giren bu ak sakallı tonton dedeyi beklerdim ben de binlerce çocuk gibi. Sinterklaas, büyük buharlı gemisi, zenci yardımcıları ve bembeyaz atı ile birlikte, emekliliğini geçirdiği İspanya’dan kalkıp gelir. Sinterklaas, her şehirde büyük heyecan ve mutlulukla, çoğunlukla da belediye başkanının eşlik ettiği bir kalabalıkla, karşılanır. Gemisinin üstünden zencefilli tarçınlı kurabiyeler, hediyeler atarken yardımcıları o atının üstünde neşeli bir şekilde el sallar bekleyenlerine. Çocuklar da onun için yaptıkları resimleri ulaştırmaya çalışır ona.
Bizim evde hazırlıklar yaklaşık bir ay öncesinde başlardı. Annem kardeşimle beni mutfak masasının başında toplar, elinde bir kağıt ve kalem ile tek tek sorardı bize. “Evet, bu yıl Sint uygun görürse ondan ne gibi hediyeler almak istersiniz?”Aman Allah’ım! ne kadar heyecanlı bir andı o! Şu çok beğendiğim oyuncak bebeği isteyeyim, marketçilik oynamak için süpermarket eşyaları, hikaye kitapları, şeker, çikolata- istenecek ne çok şey var! Anneme sorardım “Şimdi bu listedeki herşeyi getirecek mi?” diye. “Biliyorsun o bütün bir yıl güzel davranışlarınızı ve yaramazlıklarını kırmızı kaplı defterine yazdı. Birlikte göreceğiz, tüm bu hediyeler gelecek mi diye”. Heyecanlı bir bekleyiştir bu tabii. Gece, kapının hemen yanına koyduğumuz ayakkabılarımızın içine Sinterklaas’ın atı için havuç ve küp şeker koyup heyecan içinde uyumaya çalışırdık kardeşimle. “O gece acaba eve uğrayacak mı?” diye düşünüp dururken uyku bizi kucağına alır ve sabaha çıkartırdı. Uyanınca ilk iş kapıya doğru koşup bakardık. “Yaşasııınnnn!! Sint uğramış eve! Havuçlar yok onun yerine bol şeker ve çikolata var! Demek ki fazlaca yaramazlık yapmamışız. Hediyeler de gelir o zaman!”
Ertesi gün salonda ben, kardeşim ve birkaç arkadaş daha uslu uslu gelişini beklerdik. Mutfak penceresinden gölgesi görünüp kaybolduğunda kapıya koşardık. Koca bir çuval dolusu hediye orada öylece dururdu!! Hepimiz onun etrafında salona taşınan bu çuvalın içinden çıkan hediyelerin üstünde yazılı isimlere odaklanırdık. Bu bana, şu sana… Şimdi bile heyecan verici düşüncesi!
Sinterklaas sadece eve değil okula da uğrardı. Onun için özenli bir taht hazırlanır ve okul süslenirdi. Yardımcıları ile kapıdan göründüğünde heyecan içinde yardımcılarının bizlere atacağı şekerleri kapmaya çalışırdık. Sonra tahtına oturur, yanına tek tek çocukları çağırır o kocaman yumuşak kucağında bir yer açardı. Sonra da bir hikaye anlatıp, uzun yolculuğunda başına gelenleri sıralardı. Yanına giden her çocuk için koca çuvalından bir hediye daha belirirdi. Arada o kocaman beyaz sakalından ürktüğüm de oluyordu tabii, ama olsun sonuçta hediyeler ve şekerlerle gelen ve bizi seven tatlı bir dedeydi o.
Dedim ya, Aralık ayı en sevdiğim aydır! Nasıl olmasın ki? Daha başlarken bile böylesi güzel bir masal yaşatan bu ay sevilmez de ne yapılır? Şimdi bir hayal edin Hollanda’da bu gece çocuklar nasıl bir heyecanla yataklarına gidecekler? Hangi ayakkabılarını kapının yanına koyacaklarını bile düşünmüşlerdir çoktan. Acaba ben de koysam mı yine ayakkabılarımı bu akşam? Havuç ve küp şekerleri de unutmamalıyım ama…

Görseller: www.weespernieuws.nl

No Comments »