Tülay’ın Atkısı

Cimcim oğluma veda

Kendi ellerimle hayatıma soktuğum ve bana bir canlının tüm sorumluluğunu alma hissini yaşatan sevgili kedim, oğlum Cimcim’i yitirdim…

Cimcim hayatıma bundan tam 10 yıl önce, durmak bilmeyen çığlıklarıyla girdi. Karanlık bir kış akşamı çalıştığım dil okulundan eve dönerken, hemen evimin yakınına park etmiş bulunan bir arabanın sıcak motorundan minik bir kedi sesi yükseliyordu. Aralıksız süren miyavlama üzerine, eğilip görmeye çalıştım fakat başarılı olamadım. Evden bir koşu getirdiğim sütle kandırabileceğimi sandıysam da yanıldığımı gördüm. Etraftan da toplanan kalabalığın yardımıyla bulunduğu yerden çıkardığımız bu 1,5 aylık minik yavruyu sıkıca kucağıma alıp etrafta annesini görür müyüm diye bakındıktan sonra, yavrunun annesini sabah aydınlığında aramanın daha iyi bir fikir olduğu kanaatine vardım. Önüne konulan yemeklere rağmen tüm gece ciyak ciyak bağırıp uyumayan bu minik sarı canavar bizi de uyutmadı.

Sabah yaramazı kucağıma alıp aşağı indirdiğimde, bizim apartmanın kedisinin yavrusu olduğunu anladım. Anne- yavru hemen birbirlerine koşup kavuştular. Birkaç gün sonra geç bir saatte eve döndüğümüzde, apartman girişinde bulunan bu minik sarman, birden pantalonumdan yukarı tırmanmaya başladı. Annesini arasak da nafile… Ancak o geceyi rahat geçirdi ve güzel güzel uyudu evde.

Ertesi gün yine annesiyle buluşturmak üzere dışarı bıraktık onu. Fakat bir sonraki sabah etraftaki çocukların onu hırpaladığını duyup onu hemen alıp eve getirdik. Tüm gün neşe ile oynayan kedicik, akşam saatinde kusmaya başladı. Hareketsiz kaldığında endişeyle veterinere gittik. Vücut ısısı oldukça düşmüş. Ona bir iğne yaptıktan sonra, “onu kaloriferin yanında, sıcak su torbasının üstüne yatırın ve bir de bu mamayı yedirin. Ancak sabaha çıkamayabilir, buna hazırlıklı olun” dedi. İçimiz parçalandı. O kadar üzülmüştük ki… Veterinerin dediklerini harfiyen yerine getirdik. Mamayı da özenle bir şırınga yardımıyla yedirdik. Sabah olduğunda bu minik tüm gücünü toplamış ve etrafta zıp zıp zıplıyordu. Varın mutluluğumuzu bir düşünün…

İşte o günden sonra o bizim kıymetli Cimcim oğlumuz olmuştu.

Cimcim yavruyken çok hareketli ve oyuncu bir kediydi, neredeyse tüm kediler gibi. Evde onunla oyun oynamayı çok seviyorduk biz de. Koridorda karşılıklı attığımız toplara bir kaleci havasıyla verdiği karşılıklar, günün tüm sıkıntısını ve dertlerini unutturuyordu. Büyüdükçe sakinledi. Bir filozof edasıyla uzun uzun düşünüp gözlerini kırpıştırıyordu. Sanki onunla konuştuğumuzda söylediklerimizi dinleyip değerlendiriyordu. Geceleri ayak ucunda uyumayı, sabaha karşı ayaklarımı ısırıp beni uyandırmayı seviyordu. Alüminyum folyodan yaptığımız topların peşinde koşturmaya, yazın eve giren sinekleri kovalamaya ve siyah zeytini çekirdeğinden ayırıp kemirmeye bayılıyordu.

Gün içinde fotoğraflarına bakıp, onu düşündüğüm her an, o güzel varlığın bir hatırası geldi aklıma. Cimcim gerçekten duygulu ve sıcak bir kediydi. Son zamanlarını oldukça hasta geçirdiği için, belki şimdi huzura kavuşmuştur düşüncesi ne kadar da içimi rahatlatsa, ona olan özlemimin de bir sonu gelmeyecek artık ne yazık ki…

No Comments »

Hristo Amca’ya Veda

Her defasinda olduğu gibi bu sefer de Hristo Amca‘nın yanına uğradım. Ancak bu kez kapıyı açan olmadı ne yazık ki. Güzel yürekli, hoş sohbet ve çalışkan Hristo Amca göçüp gitmiş gerçekten de aramızdan. Oysa bugün kapısını çalarken, duyduklarım belki de asılsızdır diye umutlanmıştım. En son onu gördüğümde uzun uzun kendinden ve ailesinden, Samatya’daki çocukluğundan, gençlik yıllarından ve Yunanistan’a göç edişinden bahsetmişti. O kadar fotoğrafını çektim de nasıl oldu onu kameraya kaydetmedim diye üzülüyorum. O zarif İstanbul Türkçesini kendi pamuk sesinden duymaya devam edebilseydim keşke…
Yeni bir yılı Hristo Amca’nın acı kaybını öğrenerek karşılıyorum. Umarım ruhu huzur içindedir…

No Comments »