Tülay’ın Atkısı

Ayağını sıcak tut…

KumsalBirçoğumuz yüzmeyi severiz değil mi? Kışın insanın içini donduran soğuk aylarında, bir sonraki yaz güneşleneceğimiz sıcak kumsalları ve arada serinlemek üzere gireceğimiz denizin, atacağımız kulaçların hayalini kurarız. Hatta herkesin gönlünde yatan bir aslan vardır; Ege kıyıları, Akdeniz kıyıları ya da uzak diyarların masal kumsalları. Ben Ege Denizi’nin ve kumsallarının hasretini çekenlerdenim. Masmavi sularını ve insanın içini baymayacak sıcaklıktaki, zaman zaman da serin sularının hayalini kuruyorum yorulup, bunaldığımda.

Deniz ve yüzmek deyince aklımıza önce yaz mevsimi geliyor pek doğal olarak. Ancak Hollandalılar için bu durum her zaman için geçerli değil. 1960’lardan itibaren yeni yılın ilk günü denize dalmak, bu istisnaların başında geliyor. İlk birkaç sefer 1 ocak günü denize girenlerin sayısı iki elin parmağını geçmezken, yıllar içinde çığ misali artmış bu sayı. Şimdi özellikle Den Haag (Lahey) kentinin denize kıyısını oluşturan Scheveningen’den binlerce insan kendini Kuzey Denizi’nin soğuk sularına bırakıyor. Bununla birlikte, yine Kuzey Denizi’ne kıyısı olan yerlerden sayısızca insan bu geleneğin parçası olmak heyecanıyla yılın ilk günü koşar adım sahillere akıyor.

Ben de bu yıl bir arkadaşım aracılığıyla tam da bu ‘çılgınlığın’ içinde buldum kendimi. Yılın ilk günü kendimi soğuk sulara bırakacağımı söylediğim dostlarım ve yakınlarım buna pek de inanmadılar önce (ne kadar çok üşüyen biri olduğumu etrafımdakiler iyi biliyorlar tabi! Bir de içine atlayacağım deniz Ege ile karşılaştırılmayacak bulanık sularıyla bilinen Kuzey Denizi’ydi.). Fakat ben kararlıydım! “Böyle bir deneyim için demek ki 2016 doğru zaman” diye düşünüp döküldüm yollara arkadaşlarımla. Trenle Haarlem’in denize kıyısına, Zandvoort’a gittik. Gerçi asıl büyük etkinlik Scheveningen’daydı ama bir önceki akşamın yorgunluğundan çoğumuzun gözü Den Haag yolunu kesmedi 🙂 Gruplar halinde kumsalda toplanmaya başladık. Etkinlik saat 2’de başlayacaktı. Buraların ünlü bir sosis ve hazır çorba markası sponsoruydu etkinliğin. Katılan herkese turuncu renkli bir kar beresi verdiler. Öncelikle dans müzikleri eşliğinde biraz ısınma hareketleri yaptık. Ardından denize dalmak üzere harekete geçtik. Şansımıza, Hollanda için gerçekten istisna sayılabilecek güzellikte bir kış günüydü. Tepemizde, az da olsa ısıtan güneşle, kazaklarımızdan kurtulmak daha az zor oldu diyebilirim. Ancak ilk şoku ayakkabılarımızı çıkartıp da kumlara çıplak ayakla basınca yaşadık. Nasıl bir soğukluktu o anlatmam zor. Çıplak ayakla buz pistinde yürüdüğünüzü farz edin! Bir spor hocası eşliğinde, yeniden, yaptığımız ısınma hareketlerinden sonra başlama düdüğü çaldı ve herkes denize koşmaya başladı. O kalabalık ve heyecanla aslında ilk başta nasıl bir soğuklukla karşı karşıya kaldığınızı pek anlamıyorsunuz. Zaten denize girdikten birkaç saniye sonra da tüm vücut öyle bir uyuşuyor ki soğuğu neredeyse hissetmez hale geliyorsunuz.

Evet, gerçekten yaptım! Yazın bile, benim sınırımı biraz aşacak soğuklukta bir denize on kere düşünüp yirmi hamle ile girdiğim göz önüne alınırsa baya bir aşama kaydettim sayılır. Bu macera yaklaşık olarak 4-5 dakika sürmüş olmalı. Denizde attığım birkaç kulaçtan sonra kendimi hiç de sıcak kumlara atamadım ama çabucak havluma sarınıp, büyük bir hızla kurumaya çalışıp, hemen sıcak kıyafetlerime büründüm. Kumlarından bir türlü arındıramadığım buz kalıbı ayaklarıma çoraplarımı geçirip ayakkabılarımla onları buluştursam da, normal vücut sıcaklığına kavuşmaları neredeyse iki saat aldı. Hepimiz giyinip bir araya toplandığımızda, sponsor firmanın dağıttığı Hollanda’nın geleneksel kış çorbalarından olan bezelye çorbası ile içimizi de ısıttık. Ardından da bir kafede sıcak kakaolarımızı yudumlayıp, günümüzü değerlendirdik.

Çok eğlenceliydi. Bir daha yapar mıyım bilemiyorum ama çok da sanmıyorum. 2016 yılına, kendimden beklemediğim bir şey yaparak başladım. Her yeni yıl beraberinde umutlar da getiriyor. Aslında bir önceki seneye ait olan günden farklı olmasa da işte takvimdeki o son yaprak var ya (bu arada eski usül takvim kullanan kaldı mı acaba? Takvim deyince aklıma hâlâ amcamın evinde asılı duran Ülkü takvimi gelir), sanki o düşünce herşey yeniden başlayacak, daha güzel olacak umuduna kapılıyor insan. Umut güzel şey ve belki de hep şöyle düşünmek/hareket etmek lazım gelir ” ayağını sıcak tut başını serin, gönlünü ferah tut düşünme derin!” Her ne kadar ben daha ilk günden ayaklarımı sıcak tutamamışsam da…

Bu dalış neye benziyordu diye düşünecek olursanız da, buyrun buradan bakıverin.

No Comments »

Yeni yıl mektubu

Sevgili dostlar,

Fark ediyoruz ki aslında her yıl dilediklerimiz aynı ama bıkmadan usanmadan yine aynı şeyleri dilemeye devam ediyoruz, artık bu yeni yılda gerçekleşmelerini umut ederek… Mutluluğumuzu belirleyenlerin başında gelen şeylerden biri olan memleketin hali ortada. Umarım artık 2016’da barış ve uzlaşma kapımızı çalar, canlar yitmez. İnsanın insana saygı duyduğu, insanın hayvana ve doğaya saygı duyduğu, insan haklarına, yaşama hakkına, barınma ve eğitim haklarına, düşündüklerini paylaşabilme hakkına saygı duyulan bir yıl olur.

Bereketli, sevgi dolu, huzurlu ve sağlık dolu bir yeni yıl dilerim hepimize. Güzel düşünelim, güzel davranalım ki bir yerden başlasın güzellikler ve halka halka büyüyerek yayılsınlar.

Karşımıza çıkan tüm kapılar hayırlara, güzelliklere açılsın. Gönlümüzden geçen iyilikler yaşamımızın her anına yansısın.

Sevgiyle kalın…

No Comments »